31 Ağustos 2011 Çarşamba
Blog'a devam
2 Şubat 2010 Salı
Düşünce Özgürlüğü
1 Şubat 2010 Pazartesi
Düzen...
31 Ekim 2009 Cumartesi
Birazda Ultima Online
29 Ekim 2009 Perşembe
Mustafa Kemal Atatürk
İlk yazımı Türkiye Cumhuriyetinin önderi Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazmaya karar verdim.
Fakat herkesin bildiği 1881'de doğdu. Babası Ali Rıza Bey'dir gibi bize öğretilen şekliyle yansıtmayacağım Atatürk'ü.
Bilindiği gibi o Osmanlı Devletini diplerden tekrar gün yüzüne çıkarttı ve adını,politikasını,yönetim biçimini kısaca her şeyini değiştirip Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Bu uğurda savaşlarla düşmanlara göğüs gerdi. Türklüğün ne demek olduğunu insanlığa gösterdi.
Günümüzde tüm okullara, devlet kurumlarına resmini asarak, parklara, bahçelere heykelini dikerek, 10 Kasımlarda mezarına çelenk bırakarak onu unutmadığımızı ve ona olan borcumuzu ödediğimizi göstermeye çalışıyoruz. Peki bu kurtuluş borcu, bağımsızlık borcu, bu kadar kolay ödenebilecek bir borç mudur?
Bu borç 2-3 törenle, bir çiçek parasıyla ödenebilir mi? Bu borç 3-4 çerçeveye para verip içine fotokopi Atatürk resmi koyup asmayla ödenebilir mi?
Süleyman Apaydın bir şiirinde derki:
"Fazla geldiyse size,
Hürriyet, Cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Hâlâ önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ... "
Sanki Atatürk yazmış gibi gelir bana bu şiir. Onunda düşüncesi bence aynen budur. Bizim borcumuz onun mezarına gül bırakmak değil onun doğrularından gitmektir. Onun doğrularının üstüne yeni doğrular katıp onun çizgisinden gitmektir. Bizim ona olan borcumuz 90 yıl sonra keşke Atatürk burada olsaydı demek değildir. Asıl borcumuz onu aramamaktır. Onsuz da bir millet olduğumuzu onsuz da ayakta durabildiğimizi ona göstermektir. O sadece bir öncüdür. Bir kişi dünyayı değiştiremez. Bir kişi sadece örnek olur, yol gösterici olur. Diğerleri onun izinden gitmezse o yol göstericinin o yolda ilerlemesinin bir anlamı kalmaz. Kimse onu örnek almazsa onun örnekliğinin bir anlamı kalmaz. İşte Kurtuluş mücadelesini Türkiye halkının o yoldan gitmesi sayesinde kazandık. Bağımsızlığımızı o yolda yürüyerek kazandık.
Şimdi ise bir avuç piç kurusunun ülkeyi ne hallere getirdiğinden bahsediyoruz; ama sadece konuşuyoruz. 7 yıldır yalandan muhalefet yapılıyor bu şerefsizlere karşı. Gözleri boyanıyor Türk insanının fakat kimse dur diyemiyor. "Size bu vatanın tapusunu mu verdiler?" diye kimse sormuyor, soramıyor bu şerefsizlere. Peki bunu kim sorabilir?
Atatürk mü? 1938'de kendisini siroz nedeniyle kaybettik ama ülkeyi düzeltmesi için dirilmesini bekliyorsanız buyurun bir ömür boyu bekleyebilirsiniz.